KASURA, DIOSHIERON, KESRİ, KESRE, ÖZDERE
Tarih sayfaları beldemizi; Hititler döneminde ‘Kasura’, İyonyalılar’da
‘Dioshieron’, Osmanlılar ‘ da ‘Kesre’ adıyla yazarken 1960′lı yıllarda
şimdiki adı ‘Özdere’ ile tanışmıştır.
HİTİTLER VE İYONLAR DÖNEMİNDE “KASURA VE DIOSHIERON”
Uygarlıklar, bitkiler gibi uygun iklim koşulları ve doğa güzellikleri
aramışlar, en büyük uygarlıklar, en uygun iklim koşulları içinde en
güzel yerleşimlerde devam etmişlerdir. Ege kıyılarımızın o güzel iklimi
ve yöresel güzelliği de tarihte en büyük uygarlığa sahip olan İyonya
kültürüne beşik olmuştur.
Tarihçi Herodot, İyonya kültürü için şunları yazmıştır; ‘Asyalı
İyonyalılar, kentlerini evrenin en güzel yerlerine inşa etmişlerdir.
Evrenin hiçbir köşesinde İyonya kadar doğa güzelliğine sahip bir yer
yoktur. Başka ülkeler ya çok sıcak ya da çok soğuktur veya çok
yağmurludur. Isı ve kuraklık olanca ağırlığı ile çökmüştür. Fakat
İyonya’da bundan eser yoktur. Buraları çok, pek çok güzeldir.’
Bu güzellikler sadece İyonya kültürünü yaratmakla kalmamıştır. Bu
topraklar, mitolojinin en büyük, en kutsal ilah ve ilahelerinin de
doğdukları ve yaşadıkları yerler olmuştur.
Bölgede yaşam ve yerleşim, 7 bin yıl öncesine kadar uzanmaktadır.
Milattan binlerce yıl önce bu gün ‘Bayraklı, Tepekule ve Limantepe
(Urla)’ adıyla andığımız yüksek tepeler üzerinde ilk kentleri
kuranların, yapılan kazılar neticesinde Luvi – Leleg yani Hititler
olduğunu biliyoruz. Bölgemizde Teos ve Claros haricinde kazı
yapılmadığından, zemin üstü buluntularında Myonnesos (Doğanbey) –
Lebedos (Gümüldür) – ve Dioshieron (Özdere)’da MÖ 2 bin 500 yılında
yerleşimin başladığını tespit etmiş bulunuyoruz. Bu topraklar İyonya,
Lidya ve Perslere mekan olmuş, Büyük İskender’in kudretli ordusunun
egemenliği altına girmiştir. Sonra Bergamalılar, Romalılar, Bizanslılar
gelip geçmişlerdir buralardan.
Çıfıt Kalesi açıkları , yüzyıllar boyu bir çok şövalye ve korsana
tuzak olmuştur. Daha sonraki yüzyıllarda bu topraklar, Atilla’nın,
Araplar’ın ve nihayet Selçuk Türklerinin işgalini, egemenliğini ve
kültürünü yaşamıştır. Bu arada Cenevizliler, Rodos Şövalyeleri,
Haçlılar, Aydınoğulları ve nihayet Osmanlıları yaşamıştır. Bir ara Helen
İşgalini yaşayan güzel İzmir ve Özdere bölgesi, Kurtuluş Savaşı
sonrası, Türkiye Cumhuriyeti’nin en güzel, en büyük kenti olarak
dillerde ve gönüllerde yer etmiştir. Bu topraklardan 7 bin yıldan beri
kimler gelip geçtiyse bin bir güzellik, iz ve unutulmayacak anılar
bırakmıştır.
Mitolojinin en büyük ilah ve ilaheleri arasında yer alan ana tanrıça
Kybeleler, Zeuslar, Artemisler, Apollonlar, bilim ve sanat alanında
büyük tarihçi Heredot, epik şiirin büyük üstadı Homeros, aşk şairi
Anakreon ve devrinin en büyük sanatkarı olan Mikiades bu toprakların
yetiştirdiği önemli kişilerdir.
Bu topraklarda yaşayan ve ölen nice bilge insanların
attığı kardeşlik tohumları giderek büyüyecek, Ege’yi, Anadolu’yu ve
evreni saracaktır.
Bölge aynı zamanda günümüz Türkiye’sinde de bereketli topraklarıyla,
bu güne kadar 28 ulusu; inciriyle, zeytiniyle, pamuğuyla, baharatıyla,
üzümüyle, tütünüyle, meyvesiyle ve sebzesiyle beslemiştir.
Günümüzde bölgeye has Satsuma cinsi mandalina ile ülkemizin ticari
hayatında da önemli bir yeri olmuştur. İzmir civarında son yapılan kazı
ve araştırmalarda MÖ 5 bin yıl öncesine ait buluntular bölge tarihini
yeniden şekillendirdi. İzmir – Bayraklı, Tepekule, Urla yakınlarındaki
Limantepe kazıları, Yamanlar Dağı eteklerinde Prof. Dr. Ersin Doğer ‘in
satıh araştırmalarında bulduğu eserler bizi, günümüzden 7bin yıl
öncesine götürdü.
Biz Özdere Bölgesi tarihini araştırırken İzmir ve biraz da Anadolu
tarihini incelemek istiyoruz. Bundan dolayı da Hititleri, Ege’de
ararken, Özdere’de yani bölgemizde göreceğiz.
Değirmendere yakınlarındaki antik yerleşimlerde MÖ. 4 bin – 3 bin 500
yıl öncesi buluntularından faydalanılarak tarihleşme yapma imkanına
sahip oluyoruz. Kolophon (Değirmendere) yakınlarındaki bu yerleşim,
Arkeologlarca MÖ. 3 bin 500 yıllarına rastlayan Eski Tunç Çağı ve öncesi
devirlerine tarihleşmektedir.
Yine bölgemize yakın yerleşim alanlarından Kemalpaşa (Nif), Karabel
ve Manisa yakınlarındaki Niobe Kaya Kabartmaları da Hititlerin akraba
kavmi Luvi’lere aittir. Demek ki Luvi’ler Ege’de MÖ. 2 bin 300 – 1200
yıllarında yaşadılar.
Dikkat çeken en önemli buluntu diyemiyoruz ancak,
Ege’deki eski yerleşimlerin adlarını araştırdığımız zaman karşımıza
Kasura ve Kumadrula kent isimleri çıkıyor. (Prof. Bilge Umar,
Türkiye’deki Tarihsel Adlar. İstanbul – 1993)
İngiliz Arkeolog James Mellart’ a göre, Anadolu’ya Balkanlar’dan,
Boğazlar üzerinden gelmişler ve Troya 1′ i yıkıp Troya 2′ yi
kurmuşlardır. M.Ö. 2 bin 300 yıllarında Menderes Vadisine yerleşenler
ise Yortan ve Kusuru kültürünü meydana getirmişlerdir. Luviler’ in
konuştukları dil ‘Luvi Dili’ olarak adlandırılır.
F. Schachermayer, Luvice’ ye ‘Ege Dilleri’ adını vermiştir. Hititçe
ile akrabalığı bulunan Luvice’ deki tanrı, şahıs ve yer adlarının
Helenistik devirlerle aynı olması ise bunların menşelerinin Luvice
olduğuna da hiç şüphe bırakmaz. ( Prof. Dr. Firuzan Kınal , ‘Luvi’ ler’
Türk Ansiklopedisi XXIII Ankara 1976, syf. 106)
MÖ. 2 bin 300 yıllarında yöreye yerleşen Luvi’ lerin, Efes, Kolophon,
Teos, ve Smyrna’ da yaşayan halkın ataları olduğunu iddia etmek,
arkeoloji bilimine ters düşmemektedir. Luvice’ de ismi geçen Kasura’ da
mutlaka bir yerleşim yeri ve bu yerleşimde yaşayan bir halk olmalıdır.
Bu bilgileri pekiştirmek için Mübahat S. Kütükoğlu’ nun ‘XV. ve XVI.
asırlarda İzmir Kazası’ adlı kitabının 61. sayfasında ‘Türklerden Önceki
Yerleşme Yerleri adları’ bölümünde Kesri ile ilgili bölümü inceleyelim;
‘Kuşadası Körfezinde sahile yakın bir yerleşme yeri olup bu günkü adı
Özdere’ dir. Osmanlı Döneminde tepede olan köy, zamanla ovaya inmiştir.’
Prof. Dr. Bilge Umar tarafından Kesri adının eski çağlarda var olduğu
ve muhtemelen Luvi Dili’nde tapınak anlamı taşıyan ‘Kas’ ile yine aynı
dilde ulu, yüce anlamına gelen ‘Ura’ kelimesinden meydana gelen ve ‘Yüce
Tapınak’ manasındaki Kasura’ dan üretilme olduğu tahmin edilmektedir.
Gerçektende burada Roma devrinde bir Zeus Tapınağı olmalıdır. İsmi
‘Yüce Tapınak’ anlamında olan beldemizde Zeus Tapınağı’nın da Roma
çağında olması Kesri isminin etimolojisini doğrulamaktadır.
Yine Helenistik ve Roma çağında ismi ‘Dioshieron’ olan yerleşim bize
göre mutlaka sahilde olmalıdır. Antik çağlarda Kasura, Dioshieron
olmuştur. Tüm tarihi kayıtlar bunu doğrulamaktadır.
Efes, Claros, Teos yol güzergahı çok önemlidir. Teos’ ta, antik
çağlarda Asya Olimpiyatları’nın yapılması, Lebedos’ un ( Gümüldür )
Dionysos sanatçıları, Dioshieron’ daki (Özdere) Zeus Tapınağı, Claros’
ta (Ahmetbeyli) devrin en önemli kahinlerinin yaşaması, Ephesos’ ta
(Selçuk) Artemis Mabedinin bulunması, Bülbül Dağında Meryem Ana’ nın
yaşaması, St. Jean Kilisesi, Kuşadası Körfezi’nin antik çağlardaki
önemini belli eden eser ve kayıtlardır.
Peki bu kadar önemli eserlerin hepsi ortaya çıkmışken beldemizdeki
Zeus Tapınağı nerededir? Unutmamalıyız ki bölgemiz, önemli bir deprem
bölgesidir. MÖ. 304, MÖ. 36 ve MS. 176 yıllarında meydana gelen
depremler, Smyrna (İzmir), Ephesos (Selçuk), Claros (Ahmetbeyli) ve Teos
‘ u (Seferihisar) yerle bir etmiştir. Muhtemeldir ki Dioshieron’ daki
Zeus Tapınağı deniz kıyısında olması dolayısıyla sular altında kalmış
olmalıdır.
Günümüzde, Özdere Belediye Başkanı Sayın Haldun Ertok ‘ un desteği
ile yapılan liman çalışmalarında denizden çıkarılan sütun ve sütun
başlıkları ve mimari kalıntılar buradaki yerleşim yerinin muhtemelen
depremler sırasında tahrip olduğunu ve sular altında kaldığını
göstermektedir.
Günümüz arkeologları ve sanat tarihçilerine en değerli kaynağı sunan
Anadolulu ünlü coğrafyacı ve gezgin Strabon MÖ. 60 yıllarında yazdığı 17
ciltlik seyahatnamesinde bölgemizden şöyle bahsetmektedir; “Ephesos,
Claros, Kolophon, Dioshieron, Lebedos, Myonnesos ve Teos dönemin önemli
yerleşim alanlarıdır. Kolophon’dan 120 stadia (eski uzaklık birimi)
uzaklıkta olan Lebedos’a gelinir. Burası Hellas Pontus’tan itibaren
İyonya’ daki bütün Dionisiac sanatçılarının bir araya geldikleri ve
oturdukları ve ayni zamanda her yıl, Dionysos (şarap ve eğlence tanrısı)
onuruna düzenlenen oyunların yapıldığı, genel festivalin toplandığı
yerdir. Onlar evvelce, Kolophon’ dan sonra ve İyonyalılar’ ın şehri olan
Teos’ ta yaşarlardı. Fakat burada bir iç ayaklanma çıkınca, kaçarak,
Ephesos’ a sığındılar. Bergama Kralı Attalos, onları Teos’ la, Lebedos
arasında bulunan Myonnesos’ a (Doğanbeyli) yerleştirdiği zaman,
Teoslular, Myonnesos’ un kendilerine karşı tahkim edilmesine izin
verilmemesi ricasında bulunmak üzere Romalılar’ a bir elçi heyeti
gönderdiler ve Lebedos’ a göç ettiler. Burada oturanlar nüfuslarının
azlığından ötürü kendilerini memnuniyetle kabul ettiler. Teos da keza,
Lebedos’ tan 120 stadia uzaklıktadır. Bu iki yerleşim alanı arasında
bazıları tarafından Akannesos olarak adlandırılan Aspis Adası vardır.
Myonnesos yarımada şeklinde bir yükseklik üzerine iskan edilmiştir.”
Aynı yazar, bölgemiz hakkında verdiği bilgilere şöyle devam
etmektedir; “Kolophon da sonra, Karakios Dağı’ na, Artemis’ e (Baştanrı
Zeus’ un kızı, bereket tanrıçası) tahsis edilmiş bir adaya gelinir.
Kıyıdan adaya dişi geyiklerin yüzerek geçtiğine ve burada
yavruladıklarına inanılırdı. Bundan sonra Kolophon’ dan, Claros
üzerinden 120 stadia uzaklıkta, Lebedos’ a gelinir (Strabon, sayfa 26)”
Özdere kayıtlara göre, Hititler’ in akrabası Luviler’ in yaşadığı
dönemde Yüce Tapınağın bulunduğu, Helenistik çağdan sonra, Roma devrinde
ise Baştanrı Zeus’ un adına yapılmış tapınağın bulunduğu yerleşim
alanıdır.
Yine Strabon ve Ramsay’ a göre, Claros, Diosheiron, Lebedos,
Myonnesos, Teos ile Ephesos arasında önemli bir yol güzergahıdır.
OSMANLI DÖNEMİNDE ” KESRİ “
İzmir’ in önemli bir karyesi (köyü) olan Kesri ismine Osmanlı
Döneminde 1467 ve 1475 tahrirlerinde (kayıtlarında) rastlıyoruz. 1467
tarihli bir tahrirde, İzmir kazasının güneyinde yer alan köylerden
sadece Mesavli (Çakaltepe), Kesri (Özdere), Emirdoğan, Dryanda ve Çapar
(Çapak) bulunmaktadır. Bunlardan Mesavlı ve Kesri Cumaovası’ na, Çapar
ve Emirdoğan da Dryanda (Ayrancılar) nahiyesine bağlıdır. O dönemin iki
nahiye merkezi, Dryanda ve Cumaovası’ dır. Dryanda, İzmir – Torbalı
yolunun solunda kalan bölgedir. Sağında kalan bölge ise Cumaovası
(şimdiki adıyla Menderes ilçesi) diye adlandırılır. Daha sonraki
yıllarda ise Değirmendere nahiye merkezi olacaktır. 1940’lı yıllarından
sonra Kesri, nahiye merkezi olan Seydiköy ve Değirmendere’ ye bağlı bir
köy olarak kayıtlara geçecektir.
Aydınoğulları dönemiyle ilk Türk yerleşimlerine tanık olan yöremizde
1329 yılında, Aydınoğlu Mehmet Bey’in oğlu Umur Bey, İpsili (Doğanbey)
ve çevresini ele geçirmiştir. Umur Bey’ le birlikte başlayan dönemde,
Cüneyt Bey’ in oğlu Doğan Bey ‘ den dolayı ismi Doğanbey olarak anılmaya
başlamıştır. Aydınoğlu Umur Bey, Cüneyt Bey ve Doğan Bey döneminde
Akdeniz ve adalardan gelecek tehlikelere karşı Sivri Hisar, (Seferi
Hisar) nahiyesi , Doğanbey’ i gözetleme yeri olarak kullanmıştır. Ege
Denizi’ nden geçen ve Samos’ tan kalkan gemileri buradan izleyen Umur
Bey ve Aydınoğlu Devleti, Doğanbey’ i ve civarını önemli bir yerleşim
merkezi yapmıştır.
1467 tarihli defterde ki kayıtlarda, bulabildiğimiz köyler içinde
Cumaovası nahiyesinde en fazla nüfusa sahip olan yerleşimler Kesri ve
Gümüldür’ dür. Bu kayıtlarda Kesri’ de 68 hane bulunmaktadır. Hane
reisleri içinde yedisi sanatkardır. Dört terzi, bir demirci ve bir de
dokumacı vardır. Terzi, demirci ve dokumacı bulunması, çevrede tımar ve
yaya çiftliklerinin çok olmasına, denizle bağlantısı nedeniyle de
leventlerin (denizcilerin) yörede bulunmasına bağlı olmalıdır. Bu da
yerleşimin önemine bir kanıttır. Kitab – ı Bahriye ‘nin 180. sayfasında
‘İzmir’ in Kesri Köyü’ nde, Kumkışığı civarında ‘haram-i levent’
kayıklarının barındıklarından bahsedilmektedir ki bununla deniz
korsanlarının kastedildiği açıktır’ Ancak, bu arada bahriye askerlerine
de levent denildiğini hatırdan çıkartmamak lazımdır.
Bölge her dönemde korsan yatağı olmuştur. Doğanbey’ deki Çıfıt Kalesi
Korsan Kalesi olarak da anılmaktadır. O çağlarda en büyük korsanlık
olaylarına bu bölgede rastlanıldığına dair elde kaynak çoktur.
Osmanlı Dönemi’ nde toprakların büyük kısmının mülkiyeti devlete
aittir. Bu topraklar, devlete hizmette bulunanlara, ‘hizmetlerinin
karşılığı’ olarak dağıtılırdı. Osmanlılar bir yerin fethine müteakip,
‘tahrir’ denilen sayımları yaptırdıkları gibi bu tahrirleri her padişah
değişikliğinde veya genellikle 30 yıl aralıkla tekrarlatırlardı. 1467
tarihli tımar esasına göre yazılmış defterde, Mesavli ile başlayan 230.
sayfada Emirdoğan, Dryanda, Zeytini, Çapak ve Kesri görülmektedir.
Defterin 306. sayfasından itibaren padişah hasları yer almaktadır.
Kürdelen (Karşıyaka), Manda (Bornova), Urla, Çeşme, Hereke, Düzce,
Seferihisar nahiyeleri kayıtlıdır. Defter köylünün toprağı işlemesine,
kullanmasına göre ‘çift’, ‘nim çift’, ‘çiftli kara’ ve ‘kara’ olarak
ayrılmıştır. Bu tabirler topraksız, az topraklı veya çok toprağa sahip
köylü karşılığı olmalıdır.
Emirdoğan, Çapak, Kesri, Dryanda ve Zeytini köyleri, mukataa (vergi
mükellefi) olarak geçmektedir. Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Bab-ı
Defter-i Kalem’ in tasnifi içinde 757 numarada bulunan bu defter de
tımar esasına göre tanzim edilmiştir. Defterde sadece Çağış, Gümüldür,
Çamlı, Kesri, Gölyaka ve Kurdelen köylerinde iki cemaatin mevcudiyeti
görülmektedir. Yaya ve yamaklar artık reaya (vergi veren halk) statüsüne
sokulmuş olduklarından, çoğu çiftlik boşaltılmıştır. Çiftliklerde
yaşayanların evlileri ‘bennak’, bekarları ‘mücerret’ olarak
kaydedilmiştir.
Osmanlı Dönemi’nde, padişahların yatırımlarının (Cami, köprü, imaret
ve yolların gelirleri çeşitli vakıf ve haslardan temin edilirdi. Örneğin
Kanuni Sultan Süleyman’ın annesi Hafsa Sultan’ a 1520 yıllarında Urla’
nın köyleri vakıf edilmişti. Kesri ve Gümüldür köyü de Kanuni Sultan
Süleyman hassına bağlanmıştı. Padişah hassına bağlı köyler içinde tımar
çiftlikleri de vardır. Kesri’ de padişah hassına bağlanmış, ‘mustahfıs
tımarı’ (Padişah tarafından korunan, gözetilen tımar çiftliği) vardır.
Tımar çiftlikleri içinde o dönemde yaya çiftliklerine (yaya ve müsellem
adıyla, atlı olmak üzere iki askeri teşkilat vardır) Gümüldür ve Kesri’
de rastlıyoruz. Kesri ve Gümüldür köylerinin sahile yakın yamaçlarda
kurulmasının sebebi, düşman saldırılarına karşı korunmak için olmalıdır.
Samos ve diğer adalardan gelen korsanlar, halkın elindeki mahsul ve
hayvanları gemilere yükleyip kaçırmaktaydılar.
Kanuni Sultan Süleyman dönemine ait bu bilgilerden önce Fatih Sultan
Mehmet’ in son dönemleri 1478 yılında ‘Cumaovası köyleri içinde 15.
yüzyıl tahrirlerinde tek bir köy hakkında bilgi sahibi olabiliyoruz; bu
köy de, Kesri Köyü’dür.
Kesri’ de XV. yüzyıldaki iki tahrir arasında, hem tam çift hem de
yarım çift sayılarında artış tespit edilmektedir. Ancak daha önce de
belirtildiği gibi 1467′ de ‘çiftli karalar’ varken, 1478′ de bunlar
kaybolmuş, yerini artık ‘bennaklar’ almıştır. Dolayısıyla artış oranları
hesaplanırken, bu ikisi arasında mukayese yapılmıştır.
1478 yılında Kesri Köyü’ nün nüfusunun artışında büyük bir gelişme
vardır. Kesri’ de artık mücerret (bekar nüfus) vardır. Bekar nüfusun
artması bölgede çiftliklerin çoğalmasının, nüfusun artışının ve bölgenin
o dönemde ekonomik olarak güçlenmeye başladığının göstergesidir. Kesri’
nin hane artışı da bunu belli etmektedir. Kesri ve Gümüldür köylerinin
muhtemelen XVI. yüzyıl başlarına ait Yavuz Sultan Selim devri tahririne
de sahibiz. Bunlardan XV. ve XVI. yüzyıllardaki gelişmeleri
izleyebildiğimiz tek köy Kesri’ dir. Buna göre 1478′ de 116 olan hane
sayısı, Yavuz Sultan Selim devrinde 152′ ye, 16 olan mücerret sayısı,
26′ ya çıkmıştır. 216 hane, 20 mücerret olan Gümüldür’ ün nüfusu, 1528
yılında 139 hane, 19 mücerrede inmiştir. Cumaovası reaya köylerinden
Kesri’ de gerek hane, gerek mücerret sayısında düşüş vardır. 1528
yılında köylerin büyük kısmında ‘mutak’a (azat edilmiş köleler ve bu
kölelerin çalıştığı çiftlikler) rastlanmaz. Gümüldür ve Kesri’ de sadece
birer ‘mutak’ vardır.
1478 tarihinde Aydın sancağında köylerin bir kısmında bazı şahısların
mukataa (hazineye gelir temin eden tuzla, gümrük, maden, dalyan gibi
müesseseler) kapsamına alınarak bunların Sancak Beyi İshak Paşa’ nın
tımarına katıldığı köylerden biri de Kesri’ dir. Kesri Köyü’ ndeki şerh
ise daha farklıdır. Bunların Kesri Köyü’ nün raiyetleri (hayvan sürüsü
otlatanlar) oldukları ama koyunlarının resmi vergisini sancak beyine
verdikleri için buraya da kayıt edilmiş olduklarına işaret edilmiştir.
Gerçekten bu 6 kişinin (8 sürü sahibi) Kesri Köyü’nde de raiyet olarak
adları bulunmaktadır.
Yayaların, reaya statüsüne sokulmasından sonra çiftliklerin bir kısmı
da boşalmıştır. Bölgede 35 çiftlik boştur. Bunların 4′ ü Gümüldür’
dedir. Kesri’ de hiç boş çiftlik yoktur. Çiftlik sayısının en fazla
arttığı 1575 yılında Kesri’ de çiftlik sayısı 4′ e çıkmıştır. Zirai
mahsullerden alınan öşürler (vergiler); Aydın Kanunnamesinde, pembeden
(pamuktan ) 10 vukiyyede 1 vukiyye öşür alınacağının belirtilmesi,
dolayısı ile miktarı değilse bile kaldırılan üründen elde edilen geliri
bulmamız mümkün olmaktadır. Kesri’ de 1528 – 1575 yıllarında alınan
öşür, 6 bin 500 akçe olmuştur. 1528 yılında Kesri’ de 3 bin 500 akçe
olan gelir, 1575 yılında ise 2 bin 570 akçeye düşmüştür.
Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman
dönemi tahrir defterlerinde; Kesri’ de İlyasoğlu, Tuna Han, Ali, Sökeli
İlyas adlı kişilerin çiftlikleri vardır . Bu kişiler aynı zamanda
‘serpiyade’ dır (piyadebaşı).
Kesri’ de Osmanlı Dönemi’nde Türk nüfusu çoğunluktadır.
Çünkü XIX. yüzyılın ikinci yarısından sonra Anadolu ve adalardan Rum
nüfusun İzmir’ e yoğun bir göç verdiğini görüyoruz. Bu dönemde örneğin
Seferihisar nüfusunun 21 bin 200 kişiden 7 bin500′ ü Rum nüfusudur. 1866
yılında İzmir’ in Cumaabadad, Trianda ve Torbalı nahiyeleri
birleştirilerek Seydiköy merkez yapılmıştır.O dönemde Kesri, Seydiköy’ e
bağlı bir köydür.
CUMHURİYET DÖNEMİNDE KESRE VE SON OLARAK ÖZDERE
1926 yılında Değirmendere nahiye olunca, Kesri bu defa oraya bağlanır.
Elimizdeki belgelerden 1927 yılı emlak kayıtlarına göre Kesri en büyük
yerleşim alanıdır.
150 hususi binası, 2 resmi binası, 6 iktisadi binası ve 1 cami ile
bölgenin en önemli merkezidir.1965 nüfus sayımına göre de yörenin en
büyük yerleşim alanı yine Kesri’ dir ve 1407 Nüfusu vardır. O dönem
Kesre Muhtarı Mehmet Özkan’ dır. Bu dönem Türk turizminin emeklemeye
yeni yeni yatırımların başladığı bir dönemdir.
Yöremizdeki Sultan ve Paşa Otelleri bu dönemde yapılmıştır. O
yıllardaki bir turizm dergisinden yaptığımız alıntı Sultan Otelden şöyle
bahseder; ‘Bereketli toprakları üzerinden ve arasından berrak sular
akan ormanların içinden geçen yol, İzmir’ i Gümüldür bucağına bağlar ve
buradan Kesre Köyü’ne bir yol ayrılır. Ege’ nin dantel gibi kıyıları bu
yol boyunca devam eder. İşte burada, o dantel kıyılara hakim bir tepenin
üzerinde yalnız İzmir’in değil, tüm Ege’ nin en güzel turistik
tesislerinden biri yükseliverdi. Kimselerin bilmediği cennet bir yurt
köşesine milyonlar yatıran bu güzel ve hayırlı teşebbüs, ‘Enternasyonal
Turizm TAŞ’ nin eseriydi. Bu şirketin de başkanı tanınmış iş adamı Ali
Mütevellioğlu idi. 1966 yılı başlarında bu araziyi satın alarak mayıs
ayı içinde işe girişmişti. Tam 22 ay sürmüştü. Buradaki hummalı faaliyet
ve neticede Avrupa’ daki emsallerini kıskandıracak güzellikte bir tesis
meydana gelmişti. Saraylara layık bir isim bulmuştu buraya
‘Sultan’…Bölgede ilk yatırım olması nedeniyle Sultan’ dan başladık.
Günümüz itibarı ile toplam tesisin 100’ e yaklaşmış olması, 35 yıllık
süreçte 6 bin 900 yatak kapasitesini geçmesi Özdere’ yi, Kuşadası’ ndan
sonra önemli bir cazibe merkezi yapmıştır. Yöre, gerçek bir doğa
cennetidir. Yeşilin ve mavinin her tonunu burada görmek ve yaşamak
mümkündür. Güneşin eşsiz güzellikte batışını, renklerin cümbüşünü,
Özdere akşamlarında doyarak yaşayabilirsiniz. Doyumsuz bir tatil
beldesidir Özdere. İster denizine aşık olun, ister ormanına, isterseniz
dantel gibi koyları ile tertemiz, pırıl , pırıl denizine…Veya ister su
altı avcılığına ilgi duyun, ister kara avcılığına. Özdere size göre
yaratılmıştır. Her mevsim, her zevke uygundur. Üstelik, etrafındaki tüm
turistik ve tarihi yerlere ve bilhassa İzmir’e çok yakındır. Geriye bir
tek görmek ve yaşamak kalıyor.