Antalya - Manavgat karayolunda, Manavgat'a 2 km. kala güneye dönülerek
Side'ye ulaşılır. Side'nin kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemektedir.
Side adı Anadolu dilinde "Nar" anlamına gelmektedir. Bu özellik ve
bölgede bulunan bazı yazıtlardan elde edilen bilgiler, Side tarihinin
Hitit'lere kadar uzandığını göstermektedir. Kent bir yarımada üzerine
kurulmuştur. Kara ve deniz surları ile korunan Side, Helen ve Roma
devirlerini yaşamıştır. Surları ve giriş kapısı dikkati en önce çeken
yapılarıdır. Toros Dağları'nın eteklerinden ve çevreden kente su getiren
çok sayıda suyolu kalıntısı görülür. Eski bir hamam restore edilerek
müze haline getirilmiştir. Bu müzede Side'de bulunan eserler
sergilenmektedir.
Side'nin en önemli yapısı 15.000 izleyici
alabilen tiyatrosudur. Roma eseri olan tiyatronun bölgedeki diğer antik
tiyatrolardan farkı, oturma yerlerinin eğimli bir arazi üzerine
kurulmamış olmasıdır. Tiyatro iki katlı ve 20 m. yükseklikte kemerli bir
yapı üzerine oturtulmuştur. Orkestra ve sahne kısımları yıkıntı
halindedir. Tiyatronun altında yağmur sularının aktığı kanallar vardır.
Sütunlu Yol, Zafer Takı, Liman, Hamamlar, Tapınaklar, Çeşmeler, Su
Sarnıçları, Su Yolları ve Agora gibi yapılarıyla gezilip görülmeye değer
bir yerdir Side.
Side adı Anadolu dilinde "Nar" anlamına
gelmektedir. Bu özellik ve belgede bulunan bazı yazıtlardan elde edilen
bilgiler Side tarihinin Hititlere kadar uzandığını göstermektedir. Fakat
Anadolunun en eski yerleşim birimlerinden biri olan Side'nin İ.Ö.VII
yy'dan önce kurulduğu da söylenmektedir. Anadolu tarihleri içerisinde
Side, diğer Pamphylia kentleriyle aynı aşamaları geçirmiştir.
Yunanlılar
İ.Ö. VII yy. göçler sırasında Side'ye gelmişlerdir. Eldeki yazıtlara
göre İ.Ö. III yy' a değin de kente özgü bir dil konuşmuşlardır. Hala tam
olarak çözülemeyen bu dil Hint-Avrupa dillerindendir. Side İ.Ö. VI
yy'ın ilk yarısında Lidyalıların, İ.Ö. 547-546'da da Persler'in
egemenliğine girmiştir. Pers yönetiminde gelişen kent. İ.Ö. 334' de
İskender'e teslim olunmuştur.İskender'in ölümünden sonra Antigonus'un
(323-304). Ptolemaioslar'ın (301-215). İ.Ö. 215'ten sonrada Suriye
Krallığı'nın denetimi altına girmiştir. İ.Ö. II yy. da Ptolemaioslar'ın
güçlü savaş ve ticaret filoları sayesinde en parlak dönemini yaşayan
kent, bu sürede imar edilip bir bilim ve kültür merkezi haline
getirilmiştir. İ.Ö. 188'de Apameia Barışı ile Bergama Krallığı'na
bırakılan Side, Doğu Pamfilya bölgesiyle birlikte bağımsızlığını
korumuş, büyük ticaret donanmasıyla refaha ve zenginliğe kavuşmuştur.
İ.Ö. 78'den sonra Roma egemenliğinde bulunan kent, İ.S. II. Ve III.
yy'larda bölgenin ticaret merkezi oldu. Özellikle köle ticaretinin
sağladığı zengin ve parlak bir dönem yaşandı. II. yy boyunca bir bilim
ve kültür merkeziydi. Suriye krallarından VII. Antiokhos, tahta geçmeden
önce burada eğitim gördü. Kral
olduğu zaman ( İ.Ö. 138 ) Sidetes adını aldı. Bu devre kadar başta
Athena ve Apollon olmak üzere Afrodit, Ares, Asklepios ,Hegeia,
Kharitler, Demeter, Dionisos, Hermes gibi birçok tanrıya inanıp tapan
Side'liler İ.S. 4.yy'da hristiyanlaşmaya başlamışlardır.
Side, İ.S. V.
yy'da Pamfilya Metropolisi ( Piskoposluk Merkezi ) olunca, 5. ve 6.
yy'da en parlak devrini yaşamıştır.
Bu gelişim VII. IX. yy'lar arasında Arap akınları ile
son bulmuştur. Kazılar sırasında büyük bir yangın ve çok sayıda deprem
izlerine rastlanmıştır. Arap istilası, doğal afetler kentin terk
edilmesine yol açmıştır. XII.yy'da Arap coğrafyacısı Idrisi] burayı ölü
bir kent olarak göstermekte ve Yanmış Antalya olarak tanımlamaktadır.
İdrisi'ye göre 1150'ye doğru kent halkı Side'den göç etmiş, XII.yy'da
Side tümüyle boşaltılmıştır. 13.yy'da Selçuklular'ın 14.yy'da ise
Hamitoğulları_Beyliği ve Tekelioğulları'nın egemenliği altına giren
Side'de bu devirlerde yerleşim olmamıştır. 15. yy'da kesin olarak Türk
topraklarına katılmıştır. Ancak ne Osmanlılar nede Selçuklular Side'de
oturmadıklarından, yarımada üzerinde Selçuklu ve Osmanlı dönemine ait
eserlere rastlanmaz. 1895 yılında, yarımadanın uç kısmına bir köy
kurularak Girit Adası’ndan gelen göçmenler buraya yerleştirilmişlerdir.
Bugünkü köyün çekirdeğini oluşturan küçük köy zamanla tüm yarımadayı
kaplamıştır.Antik yapılarıyla kendine özgü mimarisiyle, köy evlerinin
bir arada bulunması sonradan "Selimiye" adını alan Side'nin turizme
açılmasında büyük rol oynamıştır. Side tarihin derin izlerini taşıyan
bir kenttir.
Side Müzesi
Müzede sergilenen eserlerin büyük bir
bölümü, Prof. Dr. Arif Müfid Mansel tarafından,1947-1967 yılları
arasında Side antik kentinde yapılan kazılarda, çıkarılan buluntulardır.
Hellenistik, Roma ve Bizans Devrinden; yazıtlar, silah kabartmaları,
Roma Devrinden yapılmış Grek orijinallerinin kopyası olan heykeller,
torsolar, lahitler, portreler, ostotekler, amphoralar, sunaklar, mezar
stelleri, sütun başlıkları ve sütun kaideleri sergilenmektedir.
Tiyatro
15
bin kişi almaktadır. Seyirci bölümü bir diazoma ile iki kata
ayrılmıştır. Orkestra yarım daireyi aşan bir kavis şeklindedir. Sahne
binası iki ya da üç katlıdır. Geç İmparatorluk Devrinde gladyatör
yarışları ve hayvan mücadelelerinin yapıldığı arena olarak
kullanılmıştır. Bizans Devrinde M.S. 5-6 yüzyıla açık hava kilisesi
olarak kullanılmıştır. Tiyatro M.S II. yüzyılın ortalarına
tarihlendirilmektedir.
Manavgat Şelalesi
Manavgat
Şelalesi yüksek olmamasına karşın kayalıklardan tüm gücüyle akan su
bembeyaz köpükler saçar. Şelalenin yakınlarında gölgelere sığınmış çay
bahçeleri ve restorantlar burayı tüm günün yorgunluğundan sonra
dinlenmek için ideal bir yer konumuna getirir. Bu güzel yöreyi daha iyi
görebilmek için Manavgat Nehri boyunca eğlenceli bir tekne gezisi
yapmakta mümkündür.
Side'de alabalık yemeden dönmeyin. Alabalık
yemenin dışında da aradığınız, damak tadınıza elverişli olan her
lezzetleri 1 arada bulabilirsiniz. Çin mutfağından fast fooda kadar
aradığınız bütün şey Side'de mevcut.
Fakat, Side'ye gitmişken Antalya'nın yöresel
yemeklerinin tadına bakmalısınız. Arap aşı: tavuk ya da av etiyle
yapılır. Sac kavurma: Sebzeli kebaptır. Laba, hibeş, turunç reçeli,
patlıcan reçelini Side'de deneyin, pişman olmayacaksınız.